17 Haziran 2026, 12:52:20
Dolar 46,3176
Euro 53,9274
Altın 6.444,94
BİST 14.465,57
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 30°C
Parçalı Bulutlu
Bursa
30°C
Parçalı Bulutlu
Sal 32°C
Çar 31°C
Per 27°C
Cum 24°C

Ekonomiyi BİM’e mi Emanet Edeceksiniz!

Ekonomiyi BİM’e mi Emanet Edeceksiniz!
17.06.2026 10:20
12
A+
A-

DEVA Partisi İl Başkanı Tayfun Öztürk’ün açıklamaları, Türkiye’de perakende sektörünün finans kapital ile giderek iç içe geçmesine dair tartışmaları sert biçimde yeniden gündeme taşıdı. Öztürk, “Biz kimsenin ticaretine karşı değiliz” diyerek başlayan değerlendirmesinde, BİM’in Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’ndan (BDDK) banka kurma izni almasını sıradan bir şirket genişlemesi değil, ekonomik ve toplumsal yapıda derin bir kırılmanın açık göstergesi olarak nitelendirdi.

Kamuoyunda uzun süredir “3 harfliler” olarak anılan büyük indirim zincirlerine yönelik eleştirilerin ve tartışmaların gölgesinde gelen bu izin kararı, siyasi ve ekonomik atmosferin kesiştiği bir dönemde dikkat çekici bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Öztürk’ün çıkışında, bir yandan “hukuk dışı faaliyetlere karşı operasyon” söylemlerinin öne çıktığı bir süreçte, diğer yandan büyük ekonomik aktörlerin yeni alanlara agresif biçimde yönelmesi arasındaki çelişki vurgulanarak, sistemin işleyişine dair sert bir sorgulama yapıldı.

Açıklamanın en çarpıcı noktası, BİM’in finans sektörüne girişinin yalnızca ticari bir hamle değil, emek sömürüsü tartışmalarının doğal sonucu olarak ortaya çıkan bir sermaye yoğunlaşması olduğu iddiası oldu. Öztürk’e göre bu tablo, yıllardır düşük ücret politikaları, aşırı yoğun iş temposu ve sendikal örgütlenmenin fiilen zayıflatıldığı çalışma düzeni üzerinden büyüyen bir ekonomik modelin, artık perakende sınırlarını aşarak finans sistemine taşındığını gösteriyor.

Söz konusu eleştirilerin merkezinde, milyonlarca çalışanı etkileyen emek rejimi yer alıyor. Düşük maliyetli işletme modeliyle yüksek kârlılığa ulaşan yapının, yalnızca raflarda değil, finansal alanda da yeni güç alanları oluşturması, kamuoyunda ciddi soru işaretlerini beraberinde getiriyor.

1995 yılında kurulan ve Türkiye’nin en geniş yayılım ağına sahip indirim market zincirlerinden biri haline gelen BİM (Birleşik Mağazalar A.Ş.), agresif büyüme stratejisi, özel markalı ürün politikası ve yaygın mağaza ağıyla sektörde baskın aktörlerden biri olarak konumlanıyor. Ancak bugün gelinen noktada tartışma, şirketin büyüme başarısından ziyade bu büyümenin hangi emek koşulları üzerinden inşa edildiği ve bu sermaye birikiminin hangi alanlara doğru genişlediği sorularında yoğunlaşıyor.

Ortaya çıkan tablo, yalnızca bir şirketin banka kurma girişimi olarak değil; Türkiye’de sermaye yapısının dönüşümü, emek–sermaye dengesinin giderek daha da sertleşmesi ve ekonomik gücün farklı sektörlere yayılması bağlamında değerlendirilen daha büyük bir yapısal dönüşümün işareti olarak yorumlanıyor.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.