11 Ağustos 2026, 15:30:33
Dolar 47,7399
Euro 55,1239
Altın 6.738,56
BİST 13.673,23
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 31°C
Hafif Yağmurlu
Bursa
31°C
Hafif Yağmurlu
Sal 32°C
Çar 34°C
Per 32°C
Cum 29°C

“Yaşasın tam bağımsız, laik ve üniter Türkiye Cumhuriyeti!”

“Yaşasın tam bağımsız, laik ve üniter Türkiye Cumhuriyeti!”
11.08.2026 09:54
11
A+
A-

Gürhan Akdoğan’dan 10 Ağustos Sevr mesajı: “Sevr’i yırtan millet, yeni Sevr dayatmalarına da boyun eğmeyecektir”

Atatürkçü Düşünce Derneği Bursa Şube Başkanı Gürhan Akdoğan, Sevr Antlaşması’nın 106. yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Sevr’in yalnızca tarihi bir antlaşma değil, Türk milletinin bağımsızlığını ortadan kaldırmayı hedefleyen bir paylaşım projesi olduğunu savundu. Akdoğan, Milli Mücadele’nin Amasya’dan Erzurum ve Sivas kongrelerine, TBMM’nin açılışından Sakarya ve Büyük Taarruz’a uzanan sürecine dikkat çekerek, “Ne Sevr’i unuturuz, ne Lozan’dan vazgeçeriz” mesajı verdi.

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Bursa Şube Başkanı Gürhan Akdoğan, 10 Ağustos 1920 tarihinde imzalanan Sevr Antlaşması’nın 106. yıl dönümü nedeniyle kapsamlı bir değerlendirmede bulundu.

Akdoğan açıklamasında, Sevr Antlaşması’nın Türk milletinin bağımsızlığı açısından taşıdığı tarihsel öneme dikkat çekerken, Milli Mücadele’nin temel hedefinin Anadolu’nun işgalden kurtarılması ve milli egemenliğe dayalı bağımsız bir devlet kurulması olduğunu belirtti.

Sevr’in üzerinden 106 yıl geçmesine rağmen taşıdığı anlamın günümüzde de tartışılması gerektiğini ifade eden Akdoğan, Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduğu siyasi gelişmelerin Cumhuriyetin kuruluş ilkeleri, milli egemenlik, üniter devlet yapısı ve tam bağımsızlık açısından değerlendirilmesi gerektiğini savundu.

“SEVR, TÜRK MİLLETİNİN ÖLÜM FERMANI OLARAK TARİHE GEÇTİ”

10 Ağustos tarihinin Türk tarihi açısından son derece önemli bir dönüm noktası olduğunu belirten Akdoğan, Sevr Antlaşması’nın Osmanlı Devleti açısından ağır sonuçlar doğuracak hükümler içerdiğini ifade etti.

Akdoğan, Sevr’in Türk milletinin Anadolu’daki siyasi varlığını ve egemenliğini sınırlandırmayı hedefleyen bir düzenleme olduğunu belirterek, antlaşmanın temel amacının Anadolu’nun çeşitli bölgelere ayrılması ve Osmanlı Devleti’nin egemenlik kapasitesinin büyük ölçüde ortadan kaldırılması olduğunu savundu.

Akdoğan açıklamasında şu değerlendirmeyi yaptı:

“10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Antlaşması, adı her ne kadar ‘barış’ olsa da Türk milleti açısından bir barış metni değil; Anadolu topraklarını parçalamayı, Türk milletini kendi vatanında dar bir alana hapsetmeyi, milli egemenliği ortadan kaldırmayı ve ülkeyi yabancı devletlerin denetimine bırakmayı hedefleyen emperyalist bir paylaşım projesiydi.”

Sevr’in arkasındaki anlayışın Türk milletinin bağımsızlığını sona erdirmeyi hedeflediğini dile getiren Akdoğan, “Ancak emperyalist güçlerin hesaba katmadığı çok önemli bir gerçek vardı: Türk milleti teslim olmayacaktı” ifadelerini kullandı.

MONDROS SONRASI ANADOLU’DA İŞGAL DÖNEMİ

Akdoğan, Sevr’e giden sürecin Mondros Mütarekesi sonrasında yaşanan gelişmelerden bağımsız değerlendirilemeyeceğine dikkat çekti.

Mondros Mütarekesi’nin ardından Anadolu’nun farklı bölgelerinin işgal edilmesiyle birlikte Türk milletinin siyasi geleceğinin belirsiz hale geldiğini belirten Akdoğan, aynı dönemde İstanbul merkezli bazı siyasi çevrelerde yabancı devletlerin himayesine dayalı çözüm arayışlarının da gündeme geldiğini söyledi.

Bu çerçevede İngiliz Muhipleri Cemiyeti ve Kürt Teâli Cemiyeti gibi kuruluşlara değinen Akdoğan, söz konusu yapıların dönemin siyasi atmosferinde yabancı güçlerin desteğini çözüm olarak gören anlayışların örnekleri olduğunu ifade etti.

Akdoğan’a göre Mustafa Kemal Paşa’nın Milli Mücadele sürecindeki temel yaklaşımı ise bu anlayıştan tamamen farklıydı.

Kurtuluşun herhangi bir yabancı devletin himayesinde değil, doğrudan doğruya milletin kendi iradesinde aranması gerektiğini belirten Akdoğan, Milli Mücadele’nin siyasi ve fikri temelinin de bu anlayış üzerine kurulduğunu vurguladı.

“MİLLETİN İSTİKLALİNİ YİNE MİLLETİN AZİM VE KARARI KURTARACAKTIR”

Milli Mücadele’nin başlangıç dönemindeki Amasya Genelgesi’ne özel önem veren Akdoğan, burada ortaya konulan milli irade vurgusunun Cumhuriyetin kuruluş sürecinin temel taşlarından biri olduğunu belirtti.

Akdoğan, Amasya Genelgesi’nde yer alan “Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” sözünün, dönemin koşullarında ortaya konulan bağımsızlık anlayışını özetlediğini ifade etti.

Erzurum ve Sivas kongreleriyle birlikte milli mücadelenin örgütlü bir yapıya kavuştuğunu belirten Akdoğan, bu sürecin 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla milli egemenlik anlayışının kurumsal bir zemine taşındığını savundu.

ERZURUM VE SİVAS KONGRELERİNE DİKKAT ÇEKTİ

Akdoğan, Erzurum Kongresi’nde manda ve himaye tartışmalarının gündeme geldiğini, ancak milli bağımsızlık anlayışının ön plana çıktığını belirtti.

Sivas Kongresi’nin ise farklı bölgesel direniş örgütlerini ortak bir milli mücadele çatısı altında birleştirmesi bakımından önem taşıdığını ifade eden Akdoğan, Milli Mücadele’nin yalnızca askeri bir hareket olmadığını, aynı zamanda millet egemenliğine dayalı yeni bir siyasi anlayışın ortaya çıkış süreci olduğunu söyledi.

23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılmasını bu açıdan kritik bir dönüm noktası olarak değerlendiren Akdoğan, milli egemenlik ilkesinin Cumhuriyetin kuruluşunda belirleyici rol oynadığını kaydetti.

SAKARYA VE BÜYÜK TAARRUZ İLE DENGELER DEĞİŞTİ

Milli Mücadele’nin askeri boyutuna da değinen Akdoğan, Sakarya Meydan Muharebesi ve Büyük Taarruz’un Sevr’in uygulanabilirliğini ortadan kaldıran en önemli gelişmeler arasında bulunduğunu belirtti.

Türk ordusunun askeri başarılarının ardından Anadolu’daki işgal düzeninin çözüldüğünü ifade eden Akdoğan, Milli Mücadele’nin askeri zaferle sonuçlanmasının Sevr Antlaşması’nın fiilen uygulanmasını imkânsız hale getirdiğini söyledi.

Akdoğan, “Sevr, Türk milletinin iradesi karşısında tarihin çöplüğüne gönderildi” değerlendirmesinde bulundu.

“LOZAN, BAĞIMSIZLIĞIN ULUSLARARASI ALANDA KABULÜNÜN ÖNEMLİ BELGESİDİR”

Akdoğan, Milli Mücadele’nin askeri zaferinin ardından Türkiye’nin diplomasi masasında da bağımsızlığını savunduğunu belirterek Lozan Barış Antlaşması’nın önemine dikkat çekti.

24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması’nın Türkiye’nin bağımsız bir devlet olarak uluslararası alandaki konumunun kabul edilmesi bakımından tarihi bir önem taşıdığını belirten Akdoğan, Sevr ile Lozan arasında temel bir karşıtlık bulunduğunu savundu.

Akdoğan bu karşıtlığı;

“Teslimiyet ile bağımsızlık, manda ve himaye ile tam bağımsızlık, işgal ile egemenlik, parçalanma ile milli bütünlük arasındaki fark”

sözleriyle ifade etti.

Akdoğan, Türk milletinin bugün Sevr’i değil, Milli Mücadele’yi ve bağımsızlık mücadelesini zafere ulaştıran kadroları saygıyla andığını belirtti.

“TERÖRÜN SONA ERMESİ ORTAK ARZUDUR”

Açıklamasının güncel siyasi gelişmelere ilişkin bölümünde ise Akdoğan, Türkiye’nin terör sorununu ve son dönemde yürütülen siyasi süreçleri değerlendirdi.

Terörün sona ermesinin ve ülkede kalıcı huzurun sağlanmasının toplumun ortak beklentisi olduğunu belirten Akdoğan, ancak bu hedefe ulaşılması sürecinde Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliklerinin korunması gerektiğini savundu.

Akdoğan, terörle mücadele ve toplumsal barış arayışlarının Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter devlet yapısını, milli egemenlik anlayışını, anayasal düzenini ve Cumhuriyetin temel niteliklerini tartışmaya açacak bir zemine dönüşmemesi gerektiğini ifade etti.

ÇERÇEVE YASA TARTIŞMASINA DİKKAT ÇEKTİ

TBMM gündeminde tartışılan çerçeve yasa çalışmasına da değinen Akdoğan, son dönemde yürütülen siyasi süreçlerin kamuoyunda çeşitli soru işaretlerine neden olduğunu belirtti.

DEM Parti tarafından yapılan “yeni bir dönemin kapısı aralanıyor” yönündeki değerlendirmelerin de bu tartışmalar kapsamında ele alınması gerektiğini ifade eden Akdoğan, hazırlanması gündemde olan düzenlemelerin kapsamı ve muhtemel sonuçları konusunda daha geniş ve şeffaf bir kamuoyu tartışmasının gerekli olduğunu savundu.

Akdoğan, açıklamasında temel sorunun terörün sona erdirilmesi hedefi ile Cumhuriyetin kuruluş esaslarının nasıl birlikte güvence altına alınacağı olduğunu belirtti.

BOP TARTIŞMALARINA DA DEĞİNDİ

Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerin Türkiye açısından da dikkatle takip edilmesi gerektiğini ifade eden Akdoğan, uzun yıllardır tartışılan Büyük Ortadoğu Projesi’ne (BOP) ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

BOP kapsamında Ortadoğu’nun etnik ve mezhepsel temelde yeniden şekillendirilmesine ilişkin tartışmaların bulunduğunu belirten Akdoğan, Türkiye’de yaşanan siyasi süreçlerin de bölgesel gelişmelerden bağımsız değerlendirilmemesi gerektiğini savundu.

Akdoğan, bu konudaki değerlendirmelerin bir siyasi iddia ve kaygı çerçevesinde ele alınması gerektiğini vurgularken, Türkiye’nin uzun vadeli milli çıkarlarının ve devlet yapısının korunmasının öncelikli olması gerektiğini ifade etti.

“TÜRKİYE CUMHURİYETİ ETNİK KİMLİKLER ÜZERİNDEN YENİDEN TANIMLANAMAZ”

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesine ilişkin görüşlerini de paylaşan Akdoğan, Cumhuriyetin ortak vatandaşlık bağı, milli egemenlik, üniter devlet yapısı, laik hukuk devleti ve tam bağımsızlık ilkeleri üzerine kurulduğunu savundu.

Akdoğan, bu temel niteliklerin günlük siyasi tartışmaların konusu haline getirilmemesi gerektiğini belirterek, hiçbir siyasi hedefin veya kısa vadeli siyasi hesabın Cumhuriyetin temel niteliklerinin aşındırılması için gerekçe oluşturamayacağını söyledi.

“Türkiye Cumhuriyeti, etnik kimlikler üzerinden yeniden tanımlanacak bir devlet değildir” diyen Akdoğan, ortak vatandaşlık bağının ve milli egemenlik anlayışının korunması gerektiğini ifade etti.

“SEVR’İN PARÇALAMA ANLAYIŞI İLE LOZAN’IN BAĞIMSIZLIK ANLAYIŞI ARASINDA TERCİH YAPILMALI”

Açıklamasının sonunda Sevr ve Lozan arasında tarihsel bir karşılaştırma yapan Akdoğan, iki antlaşmanın Türk tarihi açısından taşıdığı anlamın farklı olduğunu vurguladı.

Akdoğan’a göre Sevr, Türk milletinin siyasi ve coğrafi bütünlüğünü parçalamaya yönelik bir düzenleme iken, Lozan Türkiye’nin bağımsız bir devlet olarak uluslararası alanda kabulünün temel belgelerinden biri oldu.

Akdoğan, günümüzde de Türkiye’nin bağımsızlığı, milli egemenliği ve devlet bütünlüğünün korunması gerektiğini belirterek, Cumhuriyetin kuruluş değerlerinin savunulmasının gelecek kuşaklara karşı bir sorumluluk olduğunu dile getirdi.

Akdoğan açıklamasını şu ifadelerle tamamladı:

“Türk milleti dün Sevr’i reddetmiştir. Bugün de ülkenin birliğini, bağımsızlığını ve Cumhuriyetimizin temel niteliklerini zedeleyeceğine inandığı her türlü girişime karşı aynı bilinç ve kararlılıkla demokratik yollarla itiraz etme hakkına sahiptir. Çünkü tarih bize göstermiştir ki; Sevr emperyalist bir dayatmaydı. Milli Mücadele bu dayatmaya karşı verilen bağımsızlık mücadelesiydi. Lozan, Türkiye’nin bağımsızlığının uluslararası alanda kabul edildiği tarihi bir dönüm noktasıydı. Cumhuriyet ise bu mücadelenin siyasal ve hukuki sonucudur.”

“Ne Sevr’i unuturuz, ne Lozan’dan vazgeçeriz. Ne milli egemenlikten taviz veririz, ne de Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısının tartışma konusu yapılmasını kabul ederiz” diyen Akdoğan, açıklamasını “Yaşasın tam bağımsız, laik ve üniter Türkiye Cumhuriyeti!” sözleriyle tamamladı.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.