30 Ağustos 2026, 14:46:02
Dolar 48,2370
Euro 55,9200
Altın 6.908,74
BİST 14.641,56
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 29°C
Hafif Yağmurlu
Bursa
29°C
Hafif Yağmurlu
Pts 30°C
Sal 32°C
Çar 32°C
Per 31°C

“Aynı yapı, aynı vatandaş, aynı devlet… Peki neden farklı idari uygulamalar?”

“Aynı yapı, aynı vatandaş, aynı devlet… Peki neden farklı idari uygulamalar?”
30.08.2026 13:49
6
A+
A-

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu’ndan Yapı Kayıt Belgesi Tepkisi: “Devletin Verdiği Belgeye Güvenen Vatandaş Sonra Yıkım Tehdidiyle Karşılaşmamalı”

“Aynı yapı, aynı vatandaş, aynı devlet… Peki neden farklı idari uygulamalar?”

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, Yapı Kayıt Belgesi sahibi vatandaşların bugün ciddi bir idari ve hukuki belirsizlikle karşı karşıya bulunduğunu belirterek, devletin farklı kurumları arasındaki uygulama farklılıklarının vatandaş açısından güven sorununa dönüştüğünü söyledi. Hacıoğlu, “Vatandaş devletin verdiği belgeye güvenerek işlem yapıyor. Ancak aynı belge, başka bir idari süreçte yok sayılabiliyor. Burada vatandaşın sormaya hakkı vardır: Devletin hangi işlemine güveneceğiz?” dedi.

Türkiye’de uzun yıllardır devam eden imar ve yapılaşma sorunları, özellikle geçmiş dönemlerde çeşitli nedenlerle imar mevzuatına aykırı veya ruhsat ve iskân açısından sorunlu hale gelen yapıların statüsü bakımından tartışılmaya devam ediyor.

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, Yapı Kayıt Belgesi sahibi vatandaşların yaşadığı sorunlara ilişkin yaptığı değerlendirmede, meselenin yalnızca bir belge veya tek bir idari işlem üzerinden ele alınamayacağını belirterek, konunun geçmişten bugüne oluşan imar politikaları, vatandaşın devletle kurduğu güven ilişkisi, idari uygulamalar ve hukuki güvenlik açısından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Hacıoğlu, özellikle Yapı Kayıt Belgesi bulunan yapıların farklı kamu kurumları tarafından farklı şekillerde değerlendirilmesinin vatandaşları ciddi bir belirsizliğe sürüklediğini ifade etti.

“Vatandaş devletin verdiği belgeye güvenerek hareket etti”

Türkiye’de yapılaşma sorunlarının uzun yıllar içerisinde biriktiğini belirten İbrahim Hacıoğlu, bugün yaşanan problemlerin geçmişten bağımsız değerlendirilemeyeceğini söyledi.

Hacıoğlu’na göre Türkiye’nin birçok kentinde yapılaşma, nüfus artışı, hızlı kentleşme, ekonomik şartlar, belediyelerin imar uygulamaları, plan değişiklikleri ve geçmiş dönemlerde oluşan mevzuat sorunları nedeniyle karmaşık bir yapıya dönüştü.

Bu süreçte çok sayıda vatandaşın mevcut yapısının hukuki ve idari durumunu netleştirmek amacıyla devletin çıkardığı düzenlemelere başvurduğunu belirten Hacıoğlu, Yapı Kayıt Belgesi uygulamasının da bu uzun yıllar içerisinde biriken yapılaşma sorunlarının çözümüne yönelik önemli bir adım olarak vatandaşların karşısına çıktığını ifade etti.

Hacıoğlu, şöyle konuştu:

“Vatandaş, devletin çıkardığı bir düzenlemeyi gördü. Başvurusunu yaptı, gerekli bedeli ödedi ve devletin ilgili sistemi üzerinden Yapı Kayıt Belgesi aldı. Vatandaş açısından bu belge, sıradan bir kâğıt parçası değildi. Devlet tarafından verilmiş, resmî bir işlem sonucunda elde edilmiş bir belgeydi. Dolayısıyla vatandaş doğal olarak bu belgeye güvenerek hayatını planladı.”

“Yapı Kayıt Belgesi’nin vatandaş açısından anlamı doğru anlatılmalı”

Hacıoğlu, burada önemli bir ayrım yapılması gerektiğine dikkat çekti.

Yapı Kayıt Belgesi’nin her türlü imar sorununu otomatik olarak ortadan kaldıran, yapıyı her açıdan mevzuata uygun hale getiren veya sınırsız bir mülkiyet ve kullanım hakkı sağlayan bir belge olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Hacıoğlu, ancak belgenin vatandaş açısından doğurduğu hukuki ve idari beklentinin de görmezden gelinemeyeceğini söyledi.

Hacıoğlu, “Biz hiçbir zaman Yapı Kayıt Belgesi’nin bütün imar sorunlarını tek başına çözdüğünü söylemiyoruz. Ancak devlet bir düzenleme yapıyorsa ve vatandaş bu düzenleme kapsamında başvuru yapıp belge alıyorsa, o belgenin vatandaş açısından ne anlam taşıdığı, hangi hakları sağladığı ve hangi sınırlar içerisinde geçerli olduğu açık, anlaşılır ve tutarlı biçimde ortaya konulmalıdır” dedi.

“Aynı devlet yapısı içerisinde ciddi bir çelişki ortaya çıkıyor”

İbrahim Hacıoğlu’nun dikkat çektiği temel sorun ise farklı kamu kurumlarının aynı yapı ve aynı vatandaş hakkında farklı idari süreçler yürütmesi.

Hacıoğlu, özellikle Kültür ve Turizm Bakanlığı mevzuatı kapsamında, belirli şartları taşıyan konut niteliğindeki Yapı Kayıt Belgelerinin turizm amaçlı kısa dönem konut kiralama izin başvurularında dikkate alınabilmesine karşılık, başka idari süreçlerde aynı Yapı Kayıt Belgelerinin iptalinin talep edilebildiğini ve yapıların yıkım süreçleriyle karşı karşıya kalabildiğini belirtti.

Bu durumun vatandaş açısından ciddi bir idari güvenlik sorunu meydana getirdiğini ifade eden Hacıoğlu, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bir tarafta devletin bir kurumu, belirli şartlar içerisinde vatandaşın elindeki Yapı Kayıt Belgesi’ni bir idari işlemde dikkate alıyor. Vatandaş bunun üzerine izin başvurusu yapıyor, sistem içerisinde işlem gerçekleştiriyor. Diğer tarafta ise farklı bir idari süreçte aynı yapı ve aynı belge hakkında iptal veya yıkım gündeme gelebiliyor. Vatandaş doğal olarak bunun nedenini anlamakta zorlanıyor.”

“Vatandaşın sormaya hakkı vardır”

Hacıoğlu, devlet kurumlarının birbirinden bağımsız hareket etmesinin, vatandaş açısından ortaya çıkan sonucu değiştirmediğini belirterek, kamu yönetiminde uygulama birliğinin sağlanması gerektiğini söyledi.

Hacıoğlu, vatandaşın sorusunu şöyle ortaya koydu:

“Devletin verdiği bir belgeye güvenerek işlem yapan vatandaş, hangi kuruma inanacaktır? Bir Bakanlık tarafından resmî bir işlemde dikkate alınan Yapı Kayıt Belgesi, başka bir idari süreçte neden tamamen geçersiz hale getirilmektedir?”

Bu sorunun yalnızca Yapı Kayıt Belgesi sahibi vatandaşların değil, hukuk devleti ilkesinin ve kamu yönetimindeki güven ilişkisinin de meselesi olduğunu belirten Hacıoğlu, “Vatandaşın devlete güvenebilmesi için devletin kurumlarının da aynı konuda birbiriyle çelişmeyen, öngörülebilir ve tutarlı uygulamalar ortaya koyması gerekir” dedi.

“Turizm amaçlı kiralama izni imar uygunluk belgesi değildir”

İbrahim Hacıoğlu, konunun yanlış anlaşılmaması için önemli bir hukuki ayrımın altını çizdi.

Turizm amaçlı konut kiralama izninin tek başına yapının bütün yönleriyle imar mevzuatına uygun olduğunu gösteren bir belge olmadığını kabul ettiklerini belirten Hacıoğlu, ancak bu durumun kurumlar arası koordinasyon ihtiyacını ortadan kaldırmadığını söyledi.

Hacıoğlu, “Elbette turizm amaçlı kiralama izni, tek başına imar mevzuatına uygunluk belgesi değildir. Bunu açıkça ifade ediyoruz. Ancak devletin farklı kurumlarının aynı vatandaş ve aynı yapı hakkında birbirinden tamamen kopuk uygulamalar yapması da kabul edilebilir bir idari tablo değildir” dedi.

Buradaki temel meselenin, herhangi bir belgenin başka bir belgenin yerine geçmesi olmadığını belirten Hacıoğlu, asıl sorunun vatandaşın öngörülebilir ve tutarlı bir kamu yönetimiyle karşı karşıya kalamaması olduğunu vurguladı.

“Devlet kurumları arasında uygulama birliği sağlanmalı”

Hacıoğlu, kamu kurumlarının kendi görev alanları içerisinde işlem yapmasının doğal olduğunu ancak bu işlemlerin birbirinden tamamen kopuk yürütülmemesi gerektiğini ifade etti.

Özellikle imar, yapı, mülkiyet, turizm ve yerel yönetimler gibi birbiriyle doğrudan veya dolaylı şekilde bağlantılı alanlarda kurumlar arasında bilgi paylaşımı ve uygulama birliğinin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

“Devlet kurumları arasında uygulama birliği sağlanmalıdır. Bir vatandaşın elindeki belgenin bir kurum tarafından dikkate alınıp başka bir kurum tarafından hiçbir anlamı yokmuş gibi değerlendirilmesi, vatandaşın devlete olan güvenini zedeler.”

Hacıoğlu, bu noktada merkezi idare ile yerel yönetimler arasında da daha güçlü bir koordinasyon mekanizmasına ihtiyaç bulunduğunu belirtti.

“Vatandaş önce sisteme dahil edilip sonra dışına itilmemeli”

Yapı Kayıt Belgesi sahibi vatandaşların önemli bir bölümünün devletin oluşturduğu sisteme kendi iradesiyle dahil olduğunu hatırlatan Hacıoğlu, vatandaşın devletin belirlediği prosedürlere uyarak işlem yapmasının ardından tamamen farklı bir idari süreçle karşı karşıya bırakılmasının ciddi bir adalet ve güven sorunu oluşturabileceğini söyledi.

Hacıoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Vatandaş önce bir devlet kurumunun sistemine dahil edilip, başvuru yapıp, bedel ödeyip, belge alıp, izin süreçlerinden geçirildikten sonra başka bir idari süreçte evinin yıkılması tehdidiyle karşı karşıya bırakılmamalıdır. Burada vatandaşın kötü niyetinden değil, kamu yönetiminin kendi içerisinde oluşturduğu uygulama farklılığından söz ediyoruz.”

Vatandaşın yaptığı işlemin sonuçlarını önceden öngörebilmesi gerektiğini belirten Hacıoğlu, bunun hukuk devletinin temel unsurlarından biri olduğunu ifade etti.

“İmar sorunu bir gecede ortaya çıkmadı”

İmar sorunlarının yalnızca bugün yaşayan vatandaşların tercihlerinden kaynaklanıyormuş gibi değerlendirilmesinin doğru olmadığını savunan Hacıoğlu, Türkiye’deki yapılaşma sorunlarının uzun yıllar içerisinde oluştuğuna dikkat çekti.

Hızlı kentleşme, nüfus hareketleri, ekonomik zorunluluklar, plansız gelişen bölgeler, değişen imar planları ve geçmiş yıllardaki mevzuat uygulamalarının bugün karşılaşılan sorunların arka planında bulunduğunu belirten Hacıoğlu, “Bugünün imar sorunlarını anlamak için geçmişin tamamına bakmak gerekiyor” dedi.

Hacıoğlu’na göre çözüm, yalnızca mevcut yapıları tespit edip cezalandırmaya dayalı bir yaklaşım değil; geçmişten gelen yapılaşma sorunlarını gerçekçi şekilde analiz eden, kamu yararını gözeten ve vatandaşın mülkiyet hakkını da dikkate alan kapsamlı bir politika olmalı.

“Çözüm yalnızca yıkım olamaz”

Yapı Kayıt Belgesi bulunan yapıların tamamının aynı kategori içerisinde değerlendirilmesinin de doğru olmayacağını belirten İbrahim Hacıoğlu, yapıların konumu, güvenliği, plan durumu, çevresel etkileri, kamu alanlarıyla ilişkisi ve diğer teknik kriterlerinin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Hacıoğlu, “Biz güvenli olmayan, kamu güvenliğini tehdit eden veya kamu yararı açısından korunması mümkün olmayan yapıların hiçbir şekilde korunmasını savunmuyoruz. Ancak her imar probleminin tek çözümünün yıkım olarak görülmesini de doğru bulmuyoruz” dedi.

Özellikle vatandaşın yıllarca yaşadığı, vergisini ödediği, elektrik ve su gibi hizmetlerden yararlandığı, devletin çeşitli idari süreçlerine konu olmuş yapıların durumunun bütüncül biçimde ele alınması gerektiğini ifade etti.

“Yeni bir hukuki çerçeveye ihtiyaç var”

Hacıoğlu, mevcut sorunların kalıcı biçimde çözülebilmesi için kapsamlı bir düzenleme yapılması gerektiğini savundu.

Bu düzenlemenin yalnızca yeni bir af veya yeni bir belge verilmesi mantığıyla ele alınmaması gerektiğini belirten Hacıoğlu, yapıların teknik güvenliğinden imar planlarına, mülkiyet durumundan kamu alanlarına kadar çok boyutlu bir sistem kurulması gerektiğini söyledi.

Hacıoğlu, çözüm önerilerini şöyle sıraladı:

  • Kurumlar arasında ortak veri ve uygulama sistemi oluşturulmalı.
  • Yapı Kayıt Belgelerinin hukuki sonuçları açık ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirlenmeli.
  • Vatandaşın iyi niyetle yaptığı resmî işlemler korunmalı.
  • İmar ve yapı sorunları yapı bazında, somut kriterlerle değerlendirilmelidir.
  • Yıkım kararı verilmeden önce alternatif çözüm yolları araştırılmalıdır.
  • Güvenli ve dönüştürülebilir yapıların hukuki statüsü yeniden ele alınmalıdır.
  • Merkezi idare ile belediyeler arasında uygulama birliği sağlanmalıdır.
  • Vatandaşın hangi durumda hangi hakka sahip olduğunu önceden bilmesini sağlayacak şeffaf bir sistem kurulmalıdır.

“Vatandaşın devlete güveni korunmalıdır”

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, meselenin yalnızca yapıların fiziki durumu veya belgelerin hukuki niteliği üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, konunun temelinde vatandaş-devlet güven ilişkisinin bulunduğunu söyledi.

Hacıoğlu, “Devlet vatandaşına bir düzenleme sunuyorsa, vatandaş da o düzenlemeye güvenerek hareket ediyorsa, daha sonra ortaya çıkacak sorunların bütün yükü vatandaşın üzerine bırakılamaz. Devletin kendi içinde tutarlı olması gerekir” dedi.

Hukuki güvenliğin, ekonomik ve sosyal hayatın da temel unsurlarından biri olduğunu belirten Hacıoğlu, vatandaşın mülkiyetine, yatırımına ve geleceğine ilişkin karar alırken hukuki zeminin öngörülebilir olmasını istedi.

“Yıkım değil, çözüm odaklı bir devlet politikası”

İbrahim Hacıoğlu, İmar Yasasına Takılanlar Derneği olarak taleplerinin imar kurallarının ortadan kaldırılması olmadığını özellikle vurguladı.

Asıl amaçlarının hukuka uygun, güvenli, planlı ve sürdürülebilir bir yapılaşma sistemi kurulması olduğunu belirten Hacıoğlu, vatandaşın da bu sistem içerisinde korunması gerektiğini ifade etti.

“Biz imar düzeninin ortadan kaldırılmasını istemiyoruz. Tam tersine, planlı, güvenli ve hukuki bir sistem istiyoruz. Ancak yıllar içerisinde oluşmuş sorunların çözümü sadece yıkım üzerinden kurulamaz. Vatandaşın mağduriyetini azaltan, kamu yararını koruyan, şehirlerin geleceğini planlayan ve hukuki güvenliği sağlayan bir çözüm gerekiyor.”

“Devletin verdiği belgeye güvenmek suç olmamalı”

Hacıoğlu, açıklamasının sonunda kamu yönetimine ve karar vericilere çağrıda bulunarak, Yapı Kayıt Belgesi sahibi vatandaşların karşı karşıya bulunduğu belirsizliklerin giderilmesini istedi.

Hacıoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bir vatandaşın devletin çıkardığı bir düzenlemeye güvenmesi, başvuru yapması ve kendisine verilen belgeye inanması suç veya kusur gibi görülmemelidir. Devletin kendi eliyle oluşturduğu hukuki ve idari süreçlerin sonuçları vatandaşın aleyhine olacak şekilde birbirini bozmamalıdır.

Elbette imar düzeni, şehircilik ilkeleri ve yapı güvenliği korunmalıdır. Ancak bunları sağlarken vatandaşın hukuki güvenliği, mülkiyet hakkı ve devletin kendi işlemlerine duyulan güven de korunmalıdır.

Çözüm; yıkım politikası değil, kurumlar arası koordinasyon, denetim, hukuki güvenlik, doğru imar planlaması ve kapsamlı bir Yapı Kayıt düzenlemesidir.

Devletin amacı vatandaşını belirsizlik içinde bırakmak değil, vatandaşına güven veren bir hukuk düzeni kurmak olmalıdır. Aynı yapı, aynı vatandaş ve aynı devlet söz konusuysa, ortaya çıkan uygulamaların da birbiriyle çelişmemesi gerekir.”

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.